Bizden Haberler

BİZDEN HABERLER

"Değişim Yönetiminde Teknolojinin Önemi"
Kuruluşların stratejik, çevik bir yönetim kültürü ve alt yapısı ile gelecek nesillere taşınması, ülke ekonomisine ve istihdama katkısı her işverenin temel odak alanlarında olmalıdır.
 
Kuruluşların rekabet gücünün sürdürülebilir kılınmasında ve kurumsal yapının sürdürülebilirliğinde temel kriterler; sektördeki değişime adapte olma, teknolojik değişime adapte olma, yenilikçi ürün ve hizmet üretimine odaklanmanın yanı sıra kurumsal zekâ, bilgi yönetimi alt yapısını ve çalışma kültürünü yerleştirmek, insan kaynakları yetkinliklerinin işe uyumunu ve sürekli gelişimini sağlamaktır. Dış çevredeki değişime ve özellikle teknolojik değişime duyarlı olmanın yolu stratejik yönetimin, vizyon, misyon ve değerler ile yönetimin kuruluş genelinde iş yapma kültürünün bir parçası haline gelmesinde yatıyor. Güncel, yaşayan ve adaptasyon hızı yüksek planlarla kendini düzenli olarak gözden geçiren, değerlerini kuruluş genelinde davranış modeline dönüştüren kuruluşlar daha çevik ve hızla adapte olan yapılara dönüşecek, sürdürülebilir büyüme ve kârlılık hedefine daha hızlı ulaşacaktır. Bunun için sadece insan kaynaklarının yönlendirilmesi ve motivasyonu değil, aynı zamanda hedef ve gerçekleşmelerin bir yazılım alt yapısında bilgi sistemleri ile entegre çalışması da gereklidir. Aksi taktirde, departman ve çalışanların başarı seviyesi izlenemez, hedefe ulaşmak için zamanında aksiyon alınamaz.
 
Bilgi Teknolojileri Altyapıları Güçlendirilmeli 
Yenilikçi ürün ve hizmet geliştirmede dış çevrenin düzenli takibi ve analizi yanında, yenilikçi geliştirmelere hizmet edecek verilere sistem alt yapısı üzerinden ulaşmak ve bu verileri yeni ürün ve hizmet geliştirme süreçlerine taşımak da süreç başarısını artıracaktır. İşte bu nedenle kuruluşların farklı ve birbiriyle konuşmayan yazılımlar yerine, entegre, bilgi güvenliği ve tekliği sağlanmış karar destek hizmeti sağlayan alt yapılara ihtiyacı bulunuyor. Birçok kuruluş bunun farkında değil ve dağıtık yönetimle bilginin sunduğu fırsatları kaybetmekle meşgul. Tüm kuruluşlara tavsiyem, hızla bilgi teknolojileri altyapılarının yetkinliğini, raporlama ve bilgi ihtiyaçlarını uzman desteği ile gözden geçirmeleri ve sağlıklı sistemlere dönüştürmeleri. Aksi taktirde kaynak yönetimini etkin olarak yapamayacaklar, geleceğe yönelik karar ve hedefleri oluşturmada veya istatistiki verinin gücünü kullanmakta geri kalacaklar, başlarına gelenin nereden kaynaklandığını düşünmekle vakit kaybedecekler. Kurumların çoğu stoklar, insan kaynağı, finansal kaynaklar, teknolojik varlıklar gibi kaynaklarının etkin yönetimi konusunda gri alana sahip. Bu durum KOBİ’lerde, kamu yönetiminde ve yerel yönetimlerde rastlanan en önemli hastalıklardan.
 
Süreçler İzlenilebilir Olmalı 
Kurumsal zekâ ve entegre veri yönetiminde en kritik konu ise tüm süreçlerin bir yazılım ortamında canlıya aktarılması, süreç risk ve performans göstergelerinin izlenebilir ve raporlanabilir hâle dönüştürülmesi. Sadece bir doküman yönetimi sisteminin parçası olan süreç haritaları ve prosedürler uygulamaya yeterince ışık tutmayacak, hatta bazen güncellenmeleri bile atlanabilecektir. Süreçlerin izlenebilirliği hem karar alma süreçlerinin hızlanmasına ve kalitesinin artmasına hem de süreç yönetimi ile hedeflerin yakalanmasına hizmet edecek, iyileşme alanları hızla keşfedilerek kârlılık ve verimlilik artırılacaktır. Daha çevik süreçler kurumsal çevikliğe de hizmet edecektir. Kurumsal gelişim ve değişimin yönetimi teknoloji-sistem-insan faktörlerinin nitelikli bir kombinasyonu olup, kuruluşların bu doğrultuda düşünmesi ve yönetmesi işleri daha başarılı kılacaktır. 
 
Biz ICC Uluslararası Danışmanlık Şirketi olarak danışmanlık hizmetlerimizin teknolojik vizyon ile buluşmasına önem veriyor, müşterilerimizin uygulanabilir ve ölçümlenebilir sistemlere sahip olması için en doğru çözümleri sunuyoruz.
 


“Kurumsallaşmanın bütünsel bir bakış açısı ile sağlanabileceğine inanıyoruz.”
“Kurumsallaşmanın bütünsel bir bakış açısı ile sağlanabileceğine inanıyoruz.” Ekonomik sürdürülebilirliğin temelinde kurumsal risk yönetimi vardır”

ICC Uluslararası Danışmanlık Genel Müdürü B. Tülin Seçen:
“Kurumsallaşmanın bütünsel bir bakış açısı ile sağlanabileceğine inanıyoruz.”


Firmanızı tanıyabilir miyiz?
23 yıl önce kurmuş olduğum ICC, bugün yönetim danışmanlığı alanında ülkemizin lider şirketlerinden biridir. Amacımız, ülkemizin kurum ve kuruluşlarının rekabet gücünü ve sürdürülebilirliğini artırmak, kurumsal yönetim
yetkinliğinin ve kurumsallaşma süreçlerinin geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz 1000’e yakın projedeki müşteri portföyümüzün yarısını özel sektör firmaları, diğer yarısını da kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ve sivil toplum örgütleri oluşturmaktadır. Referanslarımızla büyüyoruz
ve müşterilerimizin uzun dönemli çözüm ortağı olarak onlarla birlikte yeni başarı hikâyelerine imza atmaya devam edeceğiz.
 
Sunduğunuz çözümler hakkında bilgi alabilir miyiz?
ICC olarak kurumsallaşmanın bütünsel bir bakış açısı ile sağlanabileceğine inanıyor ve tüm danışmanlarımızı çoklu disiplinde kurumsal gelişim uzmanları olarak yetkinleştiriyoruz. Bu kapsamda temel olarak aşağıdaki alanlarda hizmet veriyoruz:
·        Strateji Geliştirme ve Planlama
·        Kurumsal Performans Sistemleri
·        Risk Yönetimi (Kurumsal Risk Yönetimi, İş Sürekliliği Yönetimi, Proje Risk Yönetimi)
·        Organizasyon Yapılandırma
·        Süreç Yapılandırma ve Geliştirme
·        Değerlendirme Hizmetleri
 
Kurumsal risk yönetiminin marka imajına ve firma sürdürülebilirliğine katkısı ne yöndedir?
Ekonomik sürdürülebilirlik çoğu kuruluşun kendisini en sağlam hissettiği faktör olup, ekonomik sürdürülebilirliğin temelinde “kurumsal yönetim yetkinliği” ve “risk yönetimi” yatmaktadır. Öte yandan bir marka olarak değer yaratmanın temelinde de “pazardaki konumu ve talep sürdürülebilirliğini sağlamak” ile “riski azaltmak ve gelecek nesillere devir olacak sağlam bir yapıyı güvence altına almak” unsurları bulunmaktadır. Bu saptamadan hareketle rahatlıkla söyleyebiliriz ki;
·        Kurumların stratejilerinin, bu strateji ve hedeflerin gerçekleşmesine olumsuz etkide bulunacak kritik risklerin yönetim kurulu seviyesinde sahiplenilmesi,
·        Stratejik, finansal, operasyonel ve kurumsal risklerin ve bunların iş sürekliliğine ve marka değerine etkilerinin ele alındığı organizasyonel sahiplik, sistem ve süreçlerin varlığı,
·        Kurum kültürünün ve uygulama yetkinliğinin geliştirilmesi,
·        Performans ve risk odaklı çalışma ve yönetim kültürünün iş yapma biçiminin bir parçası hâline getirilmesi marka imajını ve değerini artıracak; güvenilir bir marka olarak kurumların talep yaratma yeteneği yükselecektir.
Öngörülmemiş ve yönetilemeyen riskler nedeniyle oluşacak krizler ve bunlarla ilgili kurumsal iletişim stratejilerinin olmaması ise marka değerini ve güvenilirliğini sarsacak, kuruluşların varlığını tehdit edecektir.
 
Kamu şirketleri yönetimi ve yerel yönetimlerde kurumsal risk yönetimi nasıl gerçekleştirilir, ne gibi artılar sunar?
Kamu ve belediye şirketleri, özel sektör firmaları gibi kâr odaklı çalışan, ancak kâr dağıtımı yapmayan ve müşterileri için ürün veya hizmet üreten organizasyonlardır. Bu kurumlar, kalkınma planı ve kurumsal düzeyde belirlenen vizyon ve stratejik hedeflerin başarılmasından sorumludur ve bu ancak;
·        Rekabetçilik düzeyini, kurum ve marka itibarını artırmak,
·        Kârlı ve verimli çalışmak,
·        Yüksek performanslı çalışan kültürü oluşturmak,
·        Güçlü ve sürdürülebilir bir kurumsal yapıya sahip olmak ile mümkündür.
Belediyelerde ise tek fark kâr merkezli değil, hizmet ve verimlilik odaklı çalışmaları ve sürdürülebilir belediye faaliyetleri için gelir sağlamalarıdır. Bu kapsamda kurumsal sürdürülebilirlik ve etkin yönetişim için tüm seviyelerde risklerin belirlenmesi, kök nedenlerin analizi ve riski azaltan/önleyen aksiyon planlarının yapılarak
risk göstergelerinin izlenmesi, etkin bir şekilde yönetilmesi kamu şirket faaliyetlerinin en kritik süreçleri arasındadır. Bu sistemlerin etkin uygulanması için belirlenen kritik risklerin sahipliği en üst düzeyde sağlanmalı ve iç denetim faaliyetleri ile kontrol altında tutulmalıdır. Belediyeler açısından en kritik operasyonel risklere örnek vermek istediğimizde; çıkar gruplarının plan yapım süreçleri üzerindeki baskısı, belediyeye ait taşınmazların ve tasarrufunda bulunan kamusal alanların ilgililere hatalı ya da amacı dışında tahsis edilmesi, mevcut altyapı ile imar planlarının uyumlu olmaması, hedeflenen yeşil alan miktarına ulaşılamaması; kültür, sağlık, sosyal yardım gibi alanlarda sürdürülebilir faaliyetler planlanmaması ve kaynak sarfı gibi risklerden bahsedebiliriz. Burada en kritik konu, şirketlerin ve belediyelerin stratejilerinin, hedeflerinin doğru belirlenmesi; proaktif performans ve risk yönetimi kültürünün kurum genelinde ve projelerin yönetiminde tkinleştirilmesidir. Etkin bir risk yönetimi sistemi ile kurum/il vizyon ve stratejilerine ulaşılabilir, kritik risklerin takibi ile krizler etkili bir şekilde yönetilebilir; verimlilik, etkinlik, kârlılık ve yetkinlikler artırılabilir, iş sürekliliği ve paydaşlara maksimum fayda sağlanabilir.
 
Hedefleriniz hakkında neler söylemek istersiniz? 2019 ajandanızda neler var?
Mesleğimizin ve iç danışmanlık yetkinliğinin gelişmesine ve kuruluşların danışmanlık araçlarına ulaşılabilirliğinin artırılmasına yönelik teknolojik çözümlerimiz ile de farklılaşmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda, içinde risklerinde değerlendirildiği ve aksiyon planlamasının yapıldığı yeni bir danışmanlık aracını müşterilerimizle buluşturmayı hedefliyoruz.



“KURUMSAL DEĞER VE HEDEFLERİN DAVRANIŞ MODELİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİNDE ÇÖZÜMLER SUNUYORUZ”
“KURUMSAL DEĞER VE HEDEFLERİN DAVRANIŞ MODELİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİNDE ÇÖZÜMLER SUNUYORUZ”

“Kurumlara stratejilerinin belirlenmesi, stratejileri ile uyumlu olarak organizasyon

yapısının ve süreçlerin geliştirilmesi gibi konularda hizmetler veriyoruz.”

 

 

ICC Genel Müdürü B. Tülin Seçen, “Türkiye’nin önde gelen yönetim danışmanlığı şirketi olarak, 22 yıldan beri faaliyet gösteriyor; kurumlara stratejilerinin belirlenmesi, stratejileri ile uyumlu olarak organizasyon yapısının ve süreçlerin geliştirilmesi, kurumsal değer ve hedeflerinin davranış modeline dönüştürülmesinde çözümler sunuyoruz” diyerek sözlerine başlıyor. Seçen, kurumsal  yönetim  ve sürdürülebilirlik açısından kurumların mevcut yapılarının analizi ve gelişim önerilerinin oluşturulmasına yönelik hizmetleriyle ilgili olarak, “Temel olarak; şirket strateji ve hedeflerinin analizi, sektör ve rekabet yapısının analizi, şirket yönetim kurulu ve yönetim yapısının analizi, şirket organizasyon yapısının ve fonksiyonların analizi mevcut kaynaklarının analizi, finansal yapısının analizi, İnsan Kaynakları yapısının ve çalışan profilinin ve yetkinliklerinin analizi, risklerin analizi, güçlü ve zayıf yanların belirlenmesi, kurumsal gelişim ve rekabetçi bir yapı için gelişim önerilerinin ve yol haritasının oluşturulması gibi süreçleri uyguluyoruz” ifadelerinde bulunuyor.

 

“Kurumların stratejilerini başarması sürecinde en yakın iş ortağı oluyoruz” “İhtiyaçlar doğrultusunda; kurum strateji ve hedeflerinin güncellenmesi, organizasyon yapısı ve iş süreçlerinin stratejiler ile uyumlu hale getirilmesi, yapılandırılan süreçlerin bilgi teknolojileri alt yapısında etkinleştirilmesi ve iş yapma biçiminin bir parçası haline dönüştürülmesi, değişim yönetiminin sağlanması konusunda da destek veriyor ve kurumların stratejilerini başarması sürecinde en yakın iş ortakları olarak iş birliği yapıyoruz” diyen Seçen, bugüne kadar ulusal ve uluslararası boyutta bine yakın projeyi başarı ile tamamladıklarını aktarıyor.

 

“Kurumların öncelikle sağlıklı bir İnsan Kaynakları politikasına ihtiyaçları var” Seçen, kurumların çalışan bağlılığını sağlamalarıyla ilgili görüşlerini de paylaşarak, “Kurumsal yetkinliklerin devamlılığında ve maliyetlerin azalmasında çalışan devir hızının azalması önemli bir unsur. Kurumların işe uygun insan kaynağına ulaşabilmesi için öncelikle sağlıklı bir İnsan Kaynakları politikasına ihtiyaçları var. Bu suretle istedikleri yetenekleri işletmeye dahil edebilirler; ancak bu da yeterli değil. Vizyon, misyon ve değerler gibi kurumun stratejik söylemleri, bu söylemlerin gerçekleşmesine hizmet edecek hedef ve yetkinlik modelinin varlığı, çalışanların davranış modelinin bu yönde gelişmesine hizmet edecek kurum içi iletişim ve İnsan Kaynakları süreçlerinin varlığı ve etkin bir şekilde uygulanması çalışan bağlılığının sağlanmasında kritik öneme sahiptir” diyor. Seçen, burada kilit unsurun liderlik, etkili bir kurumsal iletişim ve takım ruhunun gelişmesini sağlayacak kurum kültürü olduğunu sözlerine ekliyor.

 



"Turquality’nin daha geniş kesimlere ulaşmasını istiyoruz"

ICC Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Tülin Seçen, “Turquality, Türkiye’nin öncelikli konularından birisi olan markalaşmaya doğru yaklaşımı nedeniyle büyük bir eksikliği gideriyor. Ama sorun şurada; işletmeler, Turquality danışmanlığı altında bu prosedürü uygulayarak hemen o maddi desteği alma aşamasına geçmeyi anlıyorlar” dedi.


GİRAY DUDA
Turquality başta olmak üzere pek çok konuda şirketlere uzun soluklu yönetim danışmanlığı hizmeti veren ICC Danışmanlık Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Tülin Seçen’le hem yönetim danışmanlığını hem de Turquality’yi konuştuk.
- Sayın Seçen, ICC Danışmanlık olarak merkeziniz İstanbul’da ama Lefkoşa, New York ve Tahran’da da ofisleriniz var değil mi?
- Evet. Bu ofisler kanalıyla uluslararası projelere daha çabuk katılıp yönetebiliyoruz. Ancak Tahran ile ilgili kısa süre önce bir sorun başladı. Biliyorsunuz, ABD, İran’a yönelik ambargo yaptırımları dışında tutulan Türkiye’yi yeniden ambargoya dahil etti. Bu kararın bizi etkileyip etkilemediğini tartışıyoruz şu anda. İran’la şu anda iş yapmamızın çok uygun olmayacağını düşününler var. Özellikle uluslararası alandaki şirketlerle yaptığımız işlerin İran’la yapacağımız işler nedeniyle olumsuz etkilenebileceğinden endişe duyuyoruz.
İran’da çok güzel projeler yürütüp tamamladık. Tahran’da ofisimiz de var. Türkiye, muafiyetin devamı konusunda bir şey yapabilecek mi? Bunu merak ediyoruz. İran bütün sektörler için çok büyük ve önemli bir pazar. Bugüne kadar kapalı ekonomide çalışmış olmanın getirdiği hasarlar var. Türkiye gibi uluslararası alanda tecrübeli olan taraflarla birlikte olmaya ihtiyaç duyuyorlar. Şu anda Türkiye’de kamu otoritelerinin bize yapacağı açıklamaları bekliyoruz. Muhtemelen DEİK’den bu konuda ayrıntı bilgi alabileceğiz.
ŞİRKETLERE BÜTÜNSEL BAKMALIYIZ
- Şirketlere yönetim danışmanlığı hizmeti veriyorsunuz. Çalışmalarınıza ve hedeflerinize bakınca birinci sıraya stratejiyi koyduğunuzu gördüm. Neden önce strateji?
- Türkiye’de 23’üncü yılımıza girdik ve önde gelen danışmanlık şirketlerinden birisiyiz. Geliştirdiğimiz metodolojilerle büyük Avrupa Birliği, Dünya Bankası projeleri içerisinde de bulunduk.
Faaliyetlerimiz sırasında temel olarak şunu öğrendik. İşletmelere bütünsel bakmak gerekiyor. Danışmanlık şirketlerinin, işletmeleri bütün boyutlarıyla analiz etme kabiliyetinin olması gerekli. Tabii ki uzmanlık alanları olabilir. Ama uzmanlık alanları teknik konulardır. Kurumsal yönetim boyutunda baktığınızda işletme bir bütündür. İyi yönetim yapabilmek, rekabetçi yönetim yapabilmek, gelecek nesillere aktarılabilmek, markalaşmak, uluslararasılaşmak ve kurumsal bir yapı oluşturmak için işletmenin bütün boyutlarıyla ne şekilde yönetileceği hakkında geri bildirim yapılması ve yönlendirilmesi bence çok değerli bir iş.
NEREYE GİDECEĞİNİ BİLECEKSİN
Tabii bütünsel bakmak dediğimiz zaman, en önemli konu strateji oluyor. Çok bilinen bir söz vardır, nereye gideceğini bilmeyen hiçbir yere varamaz, diye. Dolayısıyla önce nereye gideceğini bilmek lazım. Oraya gidebilmek için mevcut yapısının yeterli olup olmadığının test ve analiz edilmesi lazım. Güçlü ve zayıf yönlerinin ortaya koyulup, güçlü yönlerinin maksimize edileceği, zayıf yönlerinin iyileştirileceği bir yol haritasının çıkarılması lazım. Onun için strateji çok kritik öneme sahip.
HER KURULUŞUN STRATEJİSİ OLMALI
- Bunu sadece şirketler için değil, sivil toplum örgütleri, kamu kurumları için de söylüyorsunuz değil mi?
- Elbette hepsi için söylüyorum. Örneğin bizim portföyümüzdeki kuruluşların yüzde 50’sini kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri, yüzde 50’sini de özel şirketler oluşturuyor. Kamu kuruluşlarında, meslek odalarında, özel şirketlerdeki çalışmalarımızda, her zaman, stratejisi olmayanların başarı şansı olamayacağını vurguluyoruz. Bir kurumun başarılı olabilmesi için hedeflerini, nereye gitmesi gerektiğini bilmesi gerekiyor. Bunu bilemezse gideceği bir yol yok açıkçası.
GÜÇLÜ VE ZAYIF YÖNLERİNİ BİLMELİ
- Aslında her kuruluşun en başta kendisini gözden geçirmesi gerekmiyor mu?
- Evet, ben ne durumdayım diye bakmalı. Stratejik yönetim, üst yönetim, finansal kaynaklar veya süreçler boyutunda mevcut durumunu bir ortaya koyması lazım. Nerede iyi ve nerede gelişmeye açık unsurları var. Verimsiz unsurları neler? İşletmenin kurumsallaşması ve pazardaki rekabet gücünü olumsuz etkileyen yönler nelerdir? Bütün bunlar ortaya dökülmeli.
Sonra dışarıya bakmak lazım. İçinde bulunduğunuz sektörde dünyada ne tür gelişmeler oluyor. Sektörel dinamikler ve trendler neler. Gelecek on yıllarda sosyo ekonomik yapı, teknolojik yapı nasıl değişecek? O yıllarda bizim kurumumuz nasıl bir ortamda faaliyet gösterecek?
Biz burada normal, iyimser ve kötümser senaryolar hazırlıyoruz. Ortalama senaryodan hareketle SWOT analizini çıkartıp vizyon, misyon ve değerlerini saptıyoruz. Vizyonun, önümüzdeki yıllarda firmanın gitmek istediği yeri tanımlaması lazım.
DANIŞMANLIK YATIRIM GİBİ GÖRÜLMELİ
- Bu çalışmalarınızı, şirketin veya kuruluşun kendi olağan faaliyetlerinin paralelinde, onlarla işbirliği içinde yürütüyorsunuz herhalde…
- Evet, uzun süreyle birlikte çalışıyoruz. Bizim 2005’te başlayıp o günden bu yana birlikte çalıştığımız müşterilerimiz var. Kimi firmalar da danışmanlık hizmetini alıyorlar ve orada kesip kendileri bunu nasıl algıladılarsa o şekilde uyguluyorlar. Bu uygulama doğal olarak yeterli olmuyor ve proses sona eriyor. Firmaların danışmanlıkları bir yatırım gibi görmesi lazım. Cihazlara yatırım yapmak kolay. Ama işletme yetkinliğini geliştirmek, işletmenin geleceğe bakışını şekillendirmek, işletmelerin kurumsal yapılara dönüşmesini sağlamak, günü birlik yaşayan değil geleceğe bakarak daha proaktif biçimde yaşamasını sağlamak bu tür yöntemleri anlamak ve kullanmakla doğru orantılı.
MARKA İŞLETMENİN RUHUNU TEMSİL EDER
- Şirketlerin uzun dönemli olarak devam eden kendileri dışındaki bir yapıyı sürdürmek yerine kısa dönemli bir faaliyet ile hızlı sonuç almak gibi bir alışkanlıkları var ülkemizde. Buradan Marka Destek Programı Turquality’ye geçmek istiyorum. Bu da asıl olarak destek yönü de olan bir danışmanlık çalışması. Türkiye’nin hem iç pazarda hem de dış pazardaki en büyük eksiklikleri sayılırken, çok sayıda tanınan, bilinen marka olmaması, şirketlerin güçlü markalar oluşturmamaları özellikle vurgulanır. Turquality bu eksikliği gidermek için kurulan bir program. Marka deyince neyi anlamak gerekiyor. Marka olmak için ne yapmak gerekiyor?
- Marka dediğimiz şey, ürettiğimiz ürün ya da hizmetin içinde bulunduğumuz piyasa, hedef müşterilerimiz tarafından pozitif biçimde algılanmasıdır. O ürün veya hizmetin sunulan değerini en etkili biçimde ifade ettiği işarete marka denir. O işletmeyi, işletmenin ruhunu temsil eden bir şekil, işarettir.
 
MARKA KALİTE ALGISI VERMELİ
- Doğal olarak her şirketin bir adı ve en az bir markası var. Sözünü ettiğimiz markaların farkı nedir?
- ICC danışmanlık bizim markamızdır. Bu marka müşteriler üzerinde ne kadar olumlu etki bırakmışsa, piyasada ne kadar doğru iletişim kurmuşsa, etik olmayan faaliyetlere girmemişse müşteriler tarafından daha fazla tercih edilen bir marka haline gelir.
Aynı şekilde Sony de bir marka. Sony, 1950 yılında, ‘Ben Japon ürünlerinin kalitesizlik algısını değiştireceğim’ diyor. Çünkü, aynen geçtiğimiz onyıllarda Çin’de olduğu gibi, Japonya da o yıllarda taklit eden ve kalitesi düşük ürünleri piyasaya süren bir ülkeydi. Sony, çok da uzun bir zaman geçmeden, 60-70’li yıllarda dünyada en fazla tercih edilen lider elektronik markası oldu. Bugün gelinen noktada, Sony ‘Ben dünyada ses ve görüntü teknolojileri üreten lider bir firmayım ve bu liderliğimi sürdüreceğim’ diyor.
Bunun çok önemli yanını vurgulamalıyım. O kalite algısını değiştirdiği günden sonra da hiç hata şansı yok. Ürün veya hizmetlerini herkesten önce yenileyip güncelleyecek, ortaya koyacak ve müşterinin daima tercih ettiği bir marka olacak. Bunun için sürekli çalışması gerekiyor. Yeni, yenilikçi ürün geliştirme, Pazar dinamiklerini koruma ve maliyetlerini iyi yönetebilme konusunda durmadan çalışmalı.
MARKALAŞMAK KOLAY DEĞİL
- Herkesin ürettiği ürünün bir marka adı var. Ama güzel bir marka adı bulmak yeterli olmuyor, öyle mi? Sony’nin en parlak döneminde kendisine yakın olan birkaç elektronik firma vardı ve yarış halindeydiler.
- Ama onlar silinip gitti. Sony kalıcı olmayı başardı. Bunun gibi dünya çapında pek çok örnek var. Türkiye’de de aynı şekilde. Markalaşmış ve uluslararası çapta öne çıkmış çok fazla ürünümüz, şirketimiz yok. Belki birkaç tane sayabiliyoruz ama Türkiye için yeterli olmadığı herkesin her zaman kabul ettiği bir şey.
Türk ürünlerinin, dünyadaki markalarla başka ülkelerde ne kadar rekabet edebildiğine de bakmamız gerekiyor. Dış piyasalarda, kendisini çok daha önceden kabul ettirmiş birçok büyük marka ile karşı karşıya gelip onları yenmeye çalışıyorlar.
MARKA SAĞLAM BİR KURUMSAL YAPI, YETKİNLİK GEREKTİRİR

Markalaşmayı bizim firmalarımız yanlış anlıyorlar. Marka bir defa arkasında sağlam bir kurumsal yapı, yetkinlik gerektirir. Piyasalarda hem kalite hem de fiyat açısından rekabet edebilecek yetenekte olmalı. Marka açısından hem yöneticilerin hem de çalışanların çok önemli yeri var. Çünkü ürünlerin sorunsuz olması için bütün işletmenin, topyekun çalışma ve hedef kültürüne sahip olması gerekli.

MARKANIN YOL HARİTASI ÇIKARILMALI

Markayı ulusal ve uluslararası düzeye çıkarmak için önce marka ile ilgili yol haritasının çıkarılması gerekiyor. Ayrıca o pazara ilişkin ayrıntılı bilgi sahibi olunmalı. O pazarda rekabet edeceği markalar kimler, bu markayı o pazara nasıl yerleştirecek, bu markanın değerini nasıl artıracak ve nihayetinde de bunun sürdürülebilirliğini nasıl sağlayacak? Bununla ilgili stratejileri olmadan, kurum kimliği standartlarını, stratejilerini oluşturmadan yola çıkarsa başarılı bir marka olarak hayatını devam ettiremiyor.

PROGRAM DOĞRU OLUŞTURULMUŞ

- İlk bakışta güzel bir marka adı oluşturmuş olabiliriz. Ama daha yapacak çok iş var değil mi? Turquality’nin stratejik planlama, marka yönetimi ve marka performansı gibi birçok eğitim ve seminer programı var. Yani markada başarıyı sağlamak için çok emek harcamak gerekiyor. Turquality programı, konunun önemini kavrayarak yola çıkmış gibi görünüyor. Hem maddi destek veriyor, hem de danışmanlık ve eğitim destekleri sağlıyor. Turquality’ye sizin bakışınız nasıl
?

- Ben şöyle bakıyorum. Biraz önce söylediğiniz gibi programın içindeki çeşitli aşamalar var. Sonuçta işletmenin bütünlüğünü ve kurumsal yapının sağlamlaşmasını sağlayan alt başlıklar bunlar. Çünkü sağlam bir yapı ancak markalaşmayı taşıyabilir. Program bu doğrultuda oluşturulmuş ve bence çok başarılı.
Ama sorun şurada. İşletmeler, Turquality danışmanlığı altında bu prosedürü uygulayarak hemen o desteği alma aşamasına geçmeyi anlıyorlar.

DESTEK ASIL HEDEF OLMAMALI

- Elbette şirketler bir an önce markayla ilgili maddi desteği almak istiyorlar.


- Evet ama mesele bu değil. Mesele, markanın, o şirketin kurumsal kültürü haline dönüşmesi. Bizde bu eksiklik var. Firmalar burada en kısa yolu seçmeye çalışıyorlar. Halbuki bu yol o kadar kısa bir yol değil. Her bir unsurun içselleştirilmesi gerekiyor. Bunların yazılımlarla, karar alma sistemleriyle desteklenmesi, bakış açısının yani vizyonun değişmesi zorunlu. İşte biz çoğunlukla bunları başaramıyoruz.
Turquality’de marka desteği almak bence asıl hedef olmamalı. Aynı zamanda bu değişim için gönüllü olmak ve kurumsal yapıları dönüştürmek için işletmelerin efor sarf etmesi gerekiyor. Bunu başaranlar var. Açıkça söylemek gerekirse işinin zor olduğunu düşündüğüm bazı şirketler, gerekli çalışmayı ısrarla yürüterek bir marka yıldızı gibi parladılar. Bu tamamen üst yönetimin bakış açısı, vizyonu ve çalışanların da bu vizyonu kavramaya yönelik davranışlardan geçiyor. Tekstil ve farklı sektörlerde marka çalışmasını yürütüp uluslararası alanda büyük başarılar kazanmış şirketler olduğunu da görüyoruz.

RESMİ DANIŞMAN SAYISI AZ

- Programın içeriğinin iyi düşünülmüş, planlı ve geniş kapsamlı olduğu düşüncesindeyim. Sizce bu programın eksiklikleri veya yapılması gereken yenilikleri var mı?


- Değinilecek bir iki nokta var. Mesela, Turquality programına destek verecek danışmanlık şirketlerinin listesini koymuşlar. Ben Türkiye’de Yönetim Danışmanları Derneği başkanlığı da yaptım. Faaliyetlerimiz sırasında dünyanın her ülkesinde uluslararası danışmanlık hizmetleri veren kişi ve kuruluşlarla işbirliği içinde çalıştık.
Şirketleri Turquality’ye hazırlayan pek çok şirket var. Ancak, resmi olarak tanınan ve rapor sistemini yapabilecek yönetim danışmanlığı şirketi sayısı birkaçı geçmiyor. Ben bunun doğru olmadığını düşünüyorum.

TURQUALITY KENDİ ŞİRKETLERİMİZE AÇILMALI

- Ben de yüzlerce belki binlerce başvuru yapabilecek şirketlerin danışmanlığını yapacak şirket sayısının azlığını görünce bu durumu garipsedim. Onlarla sizin aranızdaki fark nedir?


- Aramızda hiçbir fark yok. Bu, Turquality’nin daha da yayılmasını engeller. Türkiye’de yönetim danışmanlığı şirketlerinin sayısı çok fazla. Yönetim Danışmanlığı Amerika Birleşik Devletleri’nde finansal danışmanlık olarak ortaya çıktı ve daha sonra çeşitli danışmanlık biçimleriyle bu sektör büyüdü, uluslararası oldu. Avrupa’da da Amerikan danışmanlık şirketleri hizmet veriyordu.Daha sonra Avrupa, biz neden kendi danışmanlık şirketlerimizle çalışmıyoruz, diye sordu kendi kendine. Sonuçta, şu anda Avrupa Birliği kendi işlerinde Avrupalı danışmanlık şirketleriyle çalışılmayı çok katı bir kural olarak koydu. AB ülkeleri, kendi danışmanlık şirketlerini güçlendirdi, büyüttü, markalaştırdı. Böylece çok güçlü AB ülkeleri danışmanlık şirketleri kuruldu. Neredeyse holding yapılarına kavuştular. Bizim ülkemizde bu yok. İşte bu projeleri yürüterek daha da büyümelerine fırsat verilmeli.